22 Eylül 2014 Pazartesi

BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM


Uzunca bir aradan sonra yeniden merhaba :))

Sizlere daha önceki yazılarımdan birinde memleketimle ve çocukluğumla ilgili bir yazı yazma sözü vermiştim. Bayram tatili bunun için çok güzel bir fırsat oldu. Benim tontonları da yanıma alıp çocukluğuma doğru bir gezi yaptım. Amacım eski ve yeni fotoğraflarla birlikte bir sunum hazırlamaktı sizlere ama ne yazık ki bu güzellikleri o zaman yeterince fotoğraflamamışız. Bu yüzden eski hallerini sizin hayal gücünüze bırakarak zamanda yolcuğumuza başlıyoruz.

Biz şanslı çocuklardık. Güzel bir çocukluk yaşadık. Bütün imkansızlıklara rağmen dolu dolu mus mutlu bir çocukluğum oldu benim.

Yaz tatillerinde ya da bayramlarda memleketim Çankırı'ya giderdik hep. Kuzenlerim vardı, hepimiz üç aşağı beş yukarı aynı yaşlardaydık. Birlikte çok eğlenirdik. Annem de babam da Çankırılı olunca bütün akrabalarımızla bir arada olmamız daha kolay olurdu.

Çankırı'ya hep trenle gelirdik o zamanlar

İstasyon binası çok değişmemiş hala çocukluğumdaki gibi

Trenler artık buharlı değil, o tanıdık is kokusu yok artık. Eski tahta köprü de betona dönmüş


Babaannemlerin evi Çankırı'nın hemen her tarafını gören bir tepesindeydi. Hala da öyle :)) İstasyon köprüsünden geçip bu yokuşu tırmandıktan sonra evimize ulaşırdık.

Bu istasyondan eve çıkan yokuş. Ne zor gelirdi o zaman bu yokuşu çıkmak

Bu da yokuşun diğer tarafı bu apartmanların yerinde bahçeli evler vardı eskiden



 

 Evin önündeki merdivenlerin başında tahta bir sedir vardı, şimdi eski bir kanepe var. Orada oturup bütün Çankırı'yı seyrederdik. Ramazanda da topun atılmasını beklerdik. Rahmetli dedem de sabah kahvesini burada içmeyi çok severdi.

Merdiven başından Çankırı manzarası
Babaannemim bahçesinde de herşey vardı. Sabahları dalından biberi, domatesi koparmak, maydanozları biçmek nasıl bir keyifti anlatamam. Şimdi saksılarda 2 tel maydanoz yetiştireceğiz diye uğraşıp duruyoruz. Hep o günlere, o kokulara duyduğun özlemden belki bütün bu çabam. Evde yengem oturuyor hala ama ne bahçede  bir dal maydanoz var artık, ne de teneke kutulara dikilmiş rengarenk sardunyalar.

Evimiz

Bahçemiz

Meşhur sedirimizin olduğu yer

İşte bu musluğun kenarında onlarca teneke kutuda renk renk çiçekler vardı

Babaanneminkinden çoook daha büyüktü anneannemlerin bahçesi. Kocaman bahçenin içinde tek başına bir evdi. İçinde envai çeşit meyve ağacı vardı. Can erikleri, mürdüm erikleri, dutlar, kirazlar, elmalar, vişneler, kayısılar, asmada üzümler, ayvalar inanmazsınız fındık bile vardı :))  Oturduğumuz yerden vişnelere ulaşabilirdik. Herşeyi dalından yerdik. Şimdiki çocuklara bakıyorum ve onlar için üzülüyorum. Tanımıyorlar ağaçları. Bu ne ağacı desen bilen yok. Çocukların da bir günahı yok ki. Hapsettik hepsini evlere, yuvalara, okullara. Kaç tanesi bir meyve bahçesi görüyor ki? Evin bu halini görünce insanın içi acıyor. Etrafı apartmanlarla dolmuş, bahçede yabani patlak ağaçlarından başka bir ağaç kalmamış. Bu haliyle öyle yabancı ki bana :((



Bahçe bomboş etrafı apartmanlarla çevrilmiş

Annem ve Babam


Boş evin kapısında Annem. Gözlerindeki hüznü farkettiniz mi?


Bu mutfakta kimbilir neler pişirmişti canım annem


Hala her fırsatta gidiyorum memleketime. Kuzenim Azize ablam ve eşinin de bir bahçesi var orada. Dalından meyve sebze toplayabiliyorum :) Fazla söze gerek yok bakın neler yetiştiriyorlar bahçelerinde. Ellerine sağlık :)))

Yok yok bahçede, kabak salatalık patlıcan biber fasulye üzüm.........

İşte bahçenin mimarları Azize ve Kadir :)) Seviyorum siziiiiiiiiiii
Annemin de babamın da doğum yerleri Çankırı'nın farklı ilçeleri. Annem Kurşunlu'da doğmuş, Babam Ilgaz'ın Donayşe köyünde. Bu seyahatimizde oralara da gittik. Hem kaybettiklerimizi kabirlerinde, kalanları da evlerinde ziyaret ettik. Canlarımın mutluluğu 4-5 gün direksiyon başındaki yorgunluğumu unutturdu gitti. İkisi de çocukluklarına, gençliklerine döndüler. Kah hüzünlendiler kah sevindiler ama bu geziden mutlu döndüler. Onlar mutlu olunca ben de çok mutlu oluyorum tabii :)) Haydi buyurun bakalım adım adım Çankırı turuna.

Çankırı Merkez'den sonra ilk durak Ilgaz :))

Çankırı'dan Ilgaz'a iniş. İndağı ve Ilgaz'a bakış


Ilgaz'dan Kastamonu yoluna dönüyoruz. Büyük amcamızın köyüne gidiyoruz. Yukarı Tüfekçi Köyü'ne. Ilgaz Dağına tırmanmaya başlayınca orman iyice sıklaşmaya başladı.


Yemyeşil orman, Derbent ve Şehitler Anıtı
Anayoldan ayrılıp daha yukarılara tırmanmaya başlıyoruz. İşte Yukarı Tüfekçi Köyü :))


Köyde herşey doğal, ekmek de tereyağ da sütte :) Bayram baklavasını da unutmayalım :)) Ve en önemlisi de bu kalabalık keyifli sofralar..

Baklavanın yanındaki yayıkta yayılmış missss gibi tereyağ
Şimdi istikamet babamın doğduğu köy Don Ayşe...

Dibek taşını bileniniz var mı?
Son durak Kurşunlu. Annemin doğduğu yer.



Buradaki akrabalarımızın (tontonlarımın) fotoğraflarıyla gezimizi sonlandırıyoruz.


Annem ve kuzeni Meliha teyze

Diğerleri de onun kızları :))

Umarım siz de en az benim kadar keyif almışsınızdır bu geziden :)) Burada fotoğrafı olan olmayan tüm yakınlarıma sonsuz teşekkürler... iyi ki varlar :))

Bir dahaki yazımda elişlerimle karşınızda olacağım. Hepinize kucak dolusu sevgiler, saygılar....

7 Eylül 2014 Pazar

ETKİNLİK ZAMANI

Herkese günaydın :))

Bugün size yeni bir etkinlik haberi vermek istiyorum.  Sevgili Esra Akın'ın bloğunda gördüm ve hemen katılmak istediğimi bildirdim. Sizlerden de katılmak isteyen olursa diye buradan bir kez de ben duyurayım istedim.  "4.Hobisever Blogger el emeği etkinliği başlıyor..." başlığıyla aşağıdaki linkte bütün ayrıntıları bulabilirsiniz.

link

http://mugeninlistesi.blogspot.com.tr/2014/09/4hobisever-blogger-el-emegi-etkinligi.html#comment-form

Bu arada hazır yazmaya başlamışken benden de birkaç haber vereyim sizlere :)) Uzun zamandır elişi paylaşımları yapamadım sizlerle ama sanmayın ki boş oturuyorum, ufak tefek bir şeyler yapıyorum yine. Bir de 3 haftadır her sabah yürüyorum. Birkaç gün dışında pek fire vermedim. Amacım sağlıklı kalmak, kireçlenmeye başlayan dizlerimi düzeltmek. Umarım faydası olur. Bedenen ne kadar faydası olur bilmiyorum ama ruhen bana çok iyi geldi. Olabildiğince devam etmeyi düşünüyorum.

Malum kış yakın, domatesler de bolken kışlık hazırlıklarına da başladım. Bu hafta aşağıdakileri hazırladım. Haftaya da annemler için yapacağım inşallah.

Domatesler hazır :))


Ufak tefek işlerden derlemelerle bu yazımı sonlandırıyorum. Hepinize kucak dolusu sevgiler gönderiyorum. Okula başlayacak çocuklarımıza ve öğretmen arkadaşlarıma da başarılı güzel bir yıl diliyorum.

Haydi buyurun fotoğraflara :))

Doruk ve Burak kardeşler için kapı süsü

Keçe nazarlık
Canım İncim için yaptığım duvar panosu
Defne'nin duvar süsü


Keçe nazarlık


Bu Amerikan servisi de Zeynep için yaptım ama ters durmakta ısrarlı :)) döndüremedim :))
 

24 Temmuz 2014 Perşembe

VEEEEEEE SANTORİNİ


Eveeet nerede kalmıştık???? Haaa tamam, gemimiz saat 6.30'da Mykonos'tan demir aldı ve Santorini'ye doğru yol almaya başladı. Bu seyahatte ilk kez gündüz gemimiz hareket halinde :)) Şimdiye kadar hep gece gitmiş, gündüz gezmiştik. Santorini'ye saat 13.00 gibi ulaşacağız. Bu yüzden mecburen burada zaman geçireceğiz. Tabii ki tur yetkilileri sıkılmayalım diye güzel etkinlikler düzenlemişler, peçete katlama kursu, zumbaaaa ve gemi çalışanlarının tanıtıldığı bir geçit töreni. Buyurun gemimizin güvertesinden renkli görüntüler...

Zumba yapan güzeller :))

İşte dostluk

Geçit töreni
Santorini'yi ilk görüşümüz güverteden oldu. Bu ada volkanik bir ada. Yüzyıllar önce bir volkanik patlama ile adadaki yaşam tamamen bitmiş. Sonra  yeniden inşaa edilmiş. 1956 yılında meydana gelen deprem neticesinde adada yine çok büyük bir hasar oluşmuş ama vazgeçmemişler eski yapıların özelliklerine sadık kalarak yeniden yapmışlar. Merak edenler adanın tarihi hakkında daha fazla bilgiye malum arama motorlarından kolayca ulaşabilirler. Haaa bir de şu meşhur Atlantis'in de Santorini açıklarında olduğu rivayet ediliyormuş.



Santorini özçekimi :))

Adaya ilk bakış
 Santorini gezimizin son durağı olduğundan, biz de ziyadesiyle yorgun olduğumuzdan burası için tur satın aldık. Saat 14.00 gibi tender denen botlarla karaya çıktık ve bizi bekleyen otobüslerimize binerek ilk durağımız olan Profitis İllias manastırına doğru yola çıkıyoruz.




Döne döne çıktık adanın taa tepesine
Deli gibi virajlardan döne döne adanın taaaa tepesindeki manastıra ulaştık. Haydi bakalım buyurun işte Profitis İllias Manastırı.

 

Adanın en turistik iki köyü var Oia ve Fira. manastırdan sonra bizim ilk durağımız Oia. Santorini deyince aklınıza gelen mavi kubbeli kiliseler, bembeyaz boyalı evler ve şahane deniz manzaralı fotoğraflar hep burada çekilmiş. İşte Oia'da benim çektiğim fotoğraflar...


 

 




Santorini'den ne alınıra gelirsek, ada volkanik olduğundan pek bir şey yetişmiyormuş. Genellikle her yerde üzüm bağları var ve bunun sonucunda da çok güzel şarapları var. Bir de yamudik yumudik küçük domatesleri var. Reçelini yedim çok da bayılmadım. Ayrıca kurutup paketlemişler bilmem kaç Euro'ya satıyorlar. Alışverişle ilgilenmediğim için fiyatlar konusunda yardımcı olamayacağım. Bir de susamla be balla kaplanmış fıstıkları var. Turistik yer olunca bolca da hediyelik eşyalar var. 3-5 Euro'dan başlıyor ucu açık devam ediyor. Her bütçeye uygun hediyelik bulma şansı var. Burası sanatçıların da çokça yaşadığı bir yer olduğundan çok güzel sanat galerileri de mevcut.



Oia'dan sonra Fira'ya gidiyoruz. Artık akşam olmak üzere. Son durak burası çünkü en güzel günbatımı fotoğrafları burada çekiliyormuş. Buradaki görüntüler de Fira'dakilerden farksız. Şahane manzaralar. Biz otobüslerle geldik ama buraya ulaşmanın 2 yolu daha var. Birincisi 600 küsür basamaklı merdivenleri ister yaya, ister adanın simgesi katırların sırtında tırmanmak, ikincisi de teleferiğe binip 2 dakikada tepeye ulaşmak :))

Bunu ben çekmedim, sadece çıkılan yer hakkında bir fikriniz olsun diye koyuyorum :))

Katırla ya da yaya, çıkılacak merdivenler bunlar
Bu da teleferik
 
Fira sokaklarında küçük bir tur attıktan sonra manzarası çok güzel bir kafede oturup güneşin batmasını bekledik. Beklerken de adanın değişik lezzetlerini tadalım istedik. Susama batırılıp kızartılmış peynir üzerinde tatlı domates reçeliyle servis edilen bir şey (Walla adını not almayı unutmuşum) ve fava söyledik. Fava bizim bildiğimiz favadan biraz daha cıvık, patates püresi kıvamında ve sıcak servis ediliyor. Ben bunu çok beğendim. Aslında yüzlerce yıl birlikte yaşadığımızdan ve Cumhuriyet sonrası yapılan mübadeleler sonrası lezzetler bizimkilere çok benziyor. Ufak tefek farklarla musakka da, fava da, baklava da orada var. Bu kadar söz yeter haydi buyurun Fira'ya....
 


 


Oturduğumuz kafeden günbatımı manzaraları. Ne yazık ki burada benim şarjım bitti. Funda'nın telefonuyla çekildi bu fotoğraflar. Tamamını alamadığım için sadece birkaçını paylaşabiliyorum sizlerle :)))



Bu gemilerden sağdaki bizimki diğeri devasa birşeydi :))


Keyif zamanı
Eveeet güneş battı, gemimizin kalkış saati de yaklaştı haydi bakalım teleferik kuyruğuna :)) Kısacık bir bekleyişten sonra işte teleferikteyiz ve gece gemimiz ışıl ışıl...

gece karanlığında gemimiz ışık saçıyor

Teleferikle iniş
Artık gezimizin sonuna geldik. Akşam 8.00 gibi Santorini'den demir aldık. İstikamet Çeşme....

Sabah erken saatlerde Çeşme'ye ulaştık. Daha pek kimse uyanmamıştı güverteden birkaç fotoğraf çektim Çeşme'ye yanaşırken :))




Kahvaltı sonrası tamamlanan giriş işlemlerinin ardından gemimize veda ettikten sonra Çeşme'de biraz soluklandık, kahvelerimizi içtik, kumrularımızı yedik ve havaalanına doğru yola çıktık.



İşte böyle sevgili arkadaşlarım. Bizim için çok keyifli bir gezi oldu. Umarım siz de okurken keyif almışsınızdır.

Benden bu günlük de bu kadar. Hepinize kucak dolusu sevgiler gönderiyorum. Sağlıkla kalın :))))